FUTBOL

Paul Pogba: Belki de

Paul Pogba, geçtiğimiz günlerde aldığı doping cezasıyla futboldan dört sene men edildi. Ve muhtemel bu son, onun kariyerindeki “Belki” cümlelerine atılan son noktaydı.

7 Mart 2024 5 dk
Paul Pogba: Belki de

“Üzgünüm, şoktayım. Ve dahası, kalbimin paramparça olduğunu biliyorum.”

Doping nedeniyle futboldan dört yıl men cezası alan ve en erken 35 yaşında yeniden yeşil sahalara dönebilecek Paul Pogba’nın kara haberi öğrendiğindeki ilk cümlesi buydu. Ve ekliyordu: “Kariyerimde tırnaklarımla kazıyarak inşa ettiğim her şey elimden alınmış gibi hissediyorum.”

Çok da haksız sayılmazdı. Çoğu futbolcunun futbolu bıraktığı yaşta yeniden futbola döner miydi? Muhtemelen hayır. Ancak işin daha da kötüsü, bu duruma gelmeden önce de futbolla çok haşır neşir değildi. Ve sadece işin zihinsel tarafından veya takım içinde yaşadığı iletişim problemlerinden bahsetmiyorum. Fransız yıldız; menisküs, diz, bilek ve benzeri sakatlıklarından dolayı Eylül 2019’dan bu yana 140 maç kaçırdı. Her sakatlık, onu hem mental hem de fiziksel olarak daha geri götürdü. O artık üst üste iki yazı domine eden, rekor ücretle Manchester United’a transfer olan ve 2018 Dünya Kupası’na kartvizit bırakan Pogba değildi.

Bırakın Fransa’yı, Rusya’daki turnuvadan bugüne bile altı yıl geçmişti ve artık Paul Pogba isimleri yan yana geldiğinde George Bernard Shaw’un bu sözü akıllara geliyordu:

“Seni iki şey tanımlar: Hiçbir şeyin yokken gösterdiğin sabır ve her şeyin varken sergilediğin tavır.”

***

“Ben bir hedonistim. Arkadaşlarımla yiyip içmeyi seviyorum. Diyet mi? Diyet bir saçmalık, işe yaramaz. Eğer 40 yaşınıza kadar oynamak istiyorsanız, o zaman tamam. Ama ben öyle biri olmadığımı uzun süredir biliyordum. Benim evime geldiğinizde dolabımda her zaman bir şampanya göreceksiniz.”

Bu sözler, 32 yaşında futbolu bırakan ve dönemin en özel süperstarlarından Eden Hazard’a ait. Bakü’de efsanesi olduğu Chelsea’ye UEFA Avrupa Ligi’ni kazandıran Belçikalı, o geceden sonra tüm dünyanın ortak beklentisine cevap vermek zorundaydı. Hazard, Real Madrid’de Cristiano Ronaldo’nun yerini doldurabilir ve dahası, uzun yıllardır adının geçtiği Ballon d’Or’a kavuşabilir miydi?

Önce Ağustos, sonrasında Aralık 2019’da yaşadığı sakatlıklar, bu sorunun cevap cümlesine koyu bir “H” harfi yazıyordu. Ve sonraki dört harf; artan sakatlıklar, formsuzluk, kilo fazlası, pandemi ve mental problemlerle birlikte cümleyi hiç hız kesmeden tamamlamaya yemin etmiş gibiydi. 115 milyon euro’luk yıldız oyuncu, birkaç ay içinde Ronaldo’nun yerini dolduramayacağını, bir sene içinde de Chelsea’deki formuna asla kavuşamayacağını göstermişti. Ve bu gösterge, Belçikalının 10 Ekim 2023’te futbolu bırakmasıyla resmiyete dökülmüştü.

Tıpkı aynı formayı terleten bir başka kanat oyuncusu Gareth Bale’ın 10 ay önce benzer bir karar aldığı gibi Hazard da futboldan eskisi kadar zevk almıyor ve hayatın başka tatlarına ulaşmak istiyordu. Özel iki yeteneğin ortak bir noktaları daha vardı. Kimileri kariyerlerinin gayet iyi olduğunu ve kazandıklarının bir ömür onlara yeteceğini, kimileri de onların harcanmış büyük potansiyeller olduğunu söylüyordu.

Bu hikâye… Bu hikâye bir yerlerden tanıdık bir hikâye değil miydi?

***

Özel sporcuların izleyicilerine hissettirdiği şeyler yalnızca heyecan, büyülenme veya şaşkınlıktan ibaret değildir. Kimisi icra ettiği sporu çok kolay gösterir, kimisi onlarca zorluğa rağmen zirvede olduğunu hissettirir. Paul Pogba’nın 2015-2018 arasında gösterdiği şeyse yenilmez olduğu hissiyatıydı. Her ne kadar hem 2015’te hem de 2016’da üst üste iki yaz final kaybetse de…

Zira onu yenilmez kılan şey sahada yapmadığı şeylerin azlığıydı. 1,91 boyundaydı ama ayaklarına fevkalede hâkimdi. Adam eksiltebiliyor, rakip takımın kontralarını aynı hızda kesebiliyordu. Ceza sahası içine attığı koşular, ceza sahası dışından attığı şutlara engel değildi. Onu ilk kez izleyen biri, onun neyi yapamadığını öngörebilmek için en az birkaç maçını izlemek zorunda kalabilirdi. Uzun lafın kısası, Paul Pogba komple paketti. Juventus ve Fransa kariyerinde gösterdikleri yeni orta saha fenotipinin önünü açmıştı. O, fizikselliğin bu kadar gerekli olduğu çağda uzun boyu ve kütleli enine rağmen tekniği ile konuşuluyordu. Basketbol kortlarındaki “unicorn”, yeşil sahaya inmişti.

Haliyle böylesi bir paketin yolunun yeniden Düşler Tiyatrosu’na düşmesi de sürpriz sayılmazdı. Manchester United’ın Sir Alex Ferguson sonrası dönemde yeniden ihtişamlı günlere dönmesi gerekiyordu. Önce tarihin en “cool” teknik direktörü Jose Mourinho gelmiş, pastanın üstündeki çilekse Paul’ün altyapısından yetiştiği kulübe dönmesi ile eklenmişti.

Avrupa’nın en gözde yıldızı, artık Manchester’ın da en gözdesi olmaya geliyordu. Ama bu kolay değildi. Çünkü Jose Mourinho’nun olduğu bir takımda tartışılmaz süperstar olmak için önce sahada konuşmanız gerekirdi. İlk sezonunda bonservis bedelinin altında ezilmesiyle gösterdiği performans, sesinin yüksek çıkmasının önündeki engellerden biriydi. Toplamda dokuz gole katkı, kimsenin karnını doyurmuyordu. Ve Pogba’nın sadece skor olarak değil, oyun olarak da fazlasını göstermeye ihtiyacı vardı.

Sonraki sezonlar her ne kadar kıpırdanma hissiyatıyla geçse de Portekizli teknik direktörle antrenmanda herkes içinde yaşadığı kavgadan sonra Fransız yıldızın hayatında yeni bir pencere açılmıştı. Paul Pogba, o günden sonra her zaman yarım kalmışlık hissiyatı ile mücadele etti. Mourinho sonrası dönemde performansı ilk kez tatmin edici seviyelere ulaştı. Solskjaer ile 22 gollük skor katkısı sağladı ama sonrasında yaşadığı sakatlıklar sonun başlangıcıydı. 2018 Dünya Kupası ve EURO 2020, yeniden “Acaba” sorularını canlandırsa da CV’ye eklenen yarım kalmışlıklardan başka bir şey değildi. Bu CV, Juventus’un 2010’lardaki dominasyonunda pay sahibi oldu, Fransa’nın yeni nüvesini şekillendiren ve o nüveye liderlik eden yıldız olarak anıldı. Manchester United’ın rekor transferiydi, Fransa ile madalyaları vardı.

Ama tüm bu görkeme rağmen yarıda kalmışlık hissiyatı onu daha iyi anlatıyordu. Dahası olabilirdi. Hem de her zaman olabilirdi. Belki cezasından döndükten sonra olacaktı, belki Mourinho’dan önce, belki United’a hiç gitmese…

Arhan Ata Pilavoğlu

Arhan Ata Pilavoğlu

Arhan Ata Pilavoğlu; 1998 yılında Ankara’da doğmuş bir spor yazarı, futbol yorumcusu ve dijital içerik üreticisidir. Küçük yaşlardan itibaren spora büyük ilgi duyan Pilavoğlu, eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ekonomi Bölümünde tamamlamıştır. Kariyerine futbolun taktiksel yönlerine olan derin ilgisi ve bilgi birikimiyle yön veren Pilavoğlu, çeşitli platformlarda futbol analizleri yaparak adını duyurmuştur. Socrates Dergi bünyesinde editörlük, podcaster’lık ve dijital içerik üreticiliği yaparak profesyonel spor yazarlığına adım atmıştır. Ayrıca, teknoloji ve sporun kesişim noktalarını incelediği yazılarla da geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Arhan Pilavoğlu, sosyal medya platformlarını etkin bir şekilde kullanarak spor medyasındaki kariyerine hızlı bir giriş yapmış, geniş bir takipçi kitlesi edinmiştir. MACFit ve MediaTrend gibi prestijli platformlarda da yazarlık yapmış olan Pilavoğlu, spor medyasının genç yeteneklerinden biri olarak özellikle futbol üzerine derinlemesine analizleriyle tanınmaktadır.

Tüm yazılarına göz at (3)
SAYFA BAŞINA DÖN

ÖNE ÇIKANLAR

MAC+
KULÜP VE STÜDYOLAR